HALKLARIN ÖZGÜRLÜK SİSTEMİ OLARAK KCK SİSTEMİ

KCKKCK sistemini anlamak, onun hangi ihtiyacın ürünü olarak şekillendiğini kavramakla birebir bağlantılıdır. İçinde yaşadığımız dünyanın temel çelişkileri ve çıkmazları yine Ortadoğu’nun ve onun en krizli coğrafyası olarak Kürdistan’ın kanamalı durumu, KCK sisteminin oluşumunda çıkış noktasını oluşturmaktadır.
Devletçi uygarlık, kapitalist aşamaya ulaştığından bu yana doğa, toplum ve kadın başta olmak üzere halklar, kültürler, inançlar ve düşünceler için yıkım başlamıştır. Bu yıkımın günümüzde ulaştığı boyut doğanın da toplumun da kadının da tahammül sınırlarını aşmıştır. Halklar, kültürler yok olmanın eşiğine getirilmiş, inançlar ve düşünceler kapitalist modernitenin değirmeninde öğütülmeye ve tek tipleştirilmeye mahkûm edilmiştir. Kar ve iktidar sistemi olarak kapitalist modernite ulus devletçiliğe dayalı siyasal yapılanmasıyla dünyamızın çiçekleri olan binlerce kültürü ve etnisiteyi yok etmiş, hala süren milliyetçiliğe dayalı savaşlara yol açmış, dünyanın kadim halkları ve kültürleri üzerinde vahşet düzeyinde bir soykırımın sürdürülmesine neden olmuştur.
Karcılığın yol açtığı yıkım bundan daha az değildir. Toplumun ihtiyaçları için değil kar için kurgulanan ekonomik sistem nedeniyle doğamız büyük bir yıkımı yaşamış, bu geri dönülme eşiğini geçerek doğa felaketlerini tetikleyecek boyutlara varmıştır. Ekolojik çelişki sınıf, cins, kültür farklılığı gözetmeden tüm insanlığın kapısına felaketler biçiminde dayanmıştır. Doğanın bir parçası değil kendini doğanın efendisi olarak ele alan devletçi uygarlık insanı bindiği dalı kesercesine yaşam evi olan doğamızı parçalamakta ve büyük felaketlere davetiye çıkarmaktadır.
İlk sömürge ve ilk köle olarak kadın köleci, feodal süreçlerden farklı olarak daha katmerli ve ince bir kölelik gerçeğine tabi tutulmuştur. Daha yanılgılı, daha kendinden uzak, daha parçalanmış, kimliğini ve tarihini kaybetmiş krizli bir olguya dönüşmüştür. Yada önder Apo’nun deyimiyle alım satım konusu yapılmakla kalmamış, metaların kraliçesi haline getirilmiştir. Kadın şahsında kölelik daha inceltilerek yeniden üretilmekte ve topluma bu dalga dalga yayılmaktadır. Yaşamı yaratan kadın, kapitalist moderniteyle birlikte yaşamı yok eden sistemin en büyük silahına dönüştürülmüştür. Bu kadının kimliği ve ruhu üzerinde yol açtığı kaos ve bozulmanın ötesine geçmiş bu bozulma toplumsal bir yıkıma dönüşmüştür.
Bu iç karartıcı tablo yaşamın hangi alanına bakılsa görülecek boyutlardadır. Tüm kıtalarda ve devletlerde, halklarda ve kültürlerde günümüz devletçi uygarlığının bir yıkım ve bozulma uygarlığı olduğunu görmek zor değildir.
Ortadoğu, özelde de Kürdistan bin yılların çelişkileriyle girdiği yüzyılımızda kapitalist sistemin yıkıcılığını en derinden yaşayan bölge durumundadır. Milliyetçi ulus devletçiliğin, kara dayalı ekonomi anlayışının ve iktidara endeksli siyasetin Kürtlere yansıma biçimi sömürgecilik olmuştur. Eşi benzeri görülmemiş bir soykırım süreci ve toplumsal yıkım olmuştur. Kürt halkı parçalanarak, soykırımın her türüne tabi tutulmuş, belleksiz, örgütsüz, öndersiz, öz bilinci ve savunması olmayan ölümü sağ mı belirsiz bir duruma getirilmiştir. 
Kürt halkının 20 yüzyılda tabi tutulduğu bu sömürgeci, soykırım süreci uluslararası bir kabule kavuşturulmuştur. Ve aslında Kürt halkı yok sayılmış, sömürgeci ulus devletlerin Kürtlere uyguladığı soykırım fiilen ve resmen onaylanmıştır. NATO ve BM başta olmak üzere, tüm uluslararası kurum ve sözleşmelerde sömürgeci ülkelerin soykırımcı politikaları onaylanarak karar altına alınmıştır. Sistem koşulsuz ve şartsız Kürtler üzerinde yürütülen bütün sömürgeci soykırım politikalarını onaylamakla kalmamış, korumaya da almıştır.
Dolayısıyla Kürtlerin bu durumdan çıkma çabaları her seferinde sadece sömürgeci güçlere değil uluslararası kapitalist sisteme çarpmıştır. Onların engellemeleri ve çelmeleriyle yenilgiye uğratılmıştır. Kürt isyan ve ayaklanmalarında temel yenilgi nedenlerinden bir her zaman kapitalist modernitenin büyük güçleri olmuştur. Onların sömürgeci soykırım sistemlerine verdikleri destek, sundukları perspektif, yeri geldiğinde sömürgecilerin yerine devreye girmeleri olmuştur. 
Bu güçler bir yandan bu yok oluş sürecinin devamı için Kürt isyan ve ayaklanmalarını engeller, boşa çıkarmak için her türlü çabayı sergilerken, diğer yandan Kürtleri bu sömürgeci ulus devletlere karşı kullanmayı da ihmal etmemişlerdir. Onları hizaya sokmak, sistemin uysal üyeleri durumunda tutmak ve böyle kalmalarını sağlamak için Kürtleri bir koz olarak kullanmışlardır. Yeri geldiğinde rüşvet almak için, mal satmak için, söylediklerini yaptırmak, siyasal destek sağlamak ve daha bir çok nedenle Kürt sorununu bu sömürgeci güçlere karşı kullanmışlardır.
Bölgemizin Kürtler üzerinden bağımlı kılınması ve denetlenmesi amaçlanmış, bunda önemli oranda başarı sağlanmıştır. Milliyetçi, dinci ve mezhepçi siyasetle bölgenin bin yıllarca yaşam ortaklığı içinde olan halkları birbirine düşürülmüş, vuruşturulmuş, Ortadoğu her zaman müdahalelik durumda tutulmuştur. Kendini düşünmesine, kendini yönetmesine, kendini korumasına fırsat verilmemiştir. Kapitalist sistemin düşünceleri, örgütlenmeleri ve yöntemlerinin dışına çıkmaları ve kendi düşünce sistemlerini, kendi örgütlenme tarzlarını ve kendi siyaset modellerini geliştirmelerine fırsat verilmemiştir. Düşünsel bağımlılık diri tutulmuş, örgütsel ve siyasal olarak kapitalist modernitenin argümanları ve lisanları zaman zaman sağcılık adına zaman zaman solculuk adına kutsanmıştır.
Devlet kavramı bu kutsananlar arasında başta gelmektedir. Milliyetçilik yanında yer almakta, dincilik onunla atbaşı yürütülmektedir. Cinsiyetçilik bunların doğal bir nedeni ve sonucu olarak sürekli üretilmektedir. Bölgede bir halk devlet olsa bile merkezinde baskı sömürü ve zorun olduğu kapitalist sistemin içinde kalmakta, sistemin ajanlığı ve uşaklığı dışında kendisine bir seçenek bırakılmamaktadır.
Kürt halkının kaderine ise yok olmak yazılmıştır. Yokluğu kanun hükmünde karar altına alınan Kürtlerin bu kararın dışına çıkma girişimleri en ağır biçimde cezalandırılmıştır. Her toplum sisteme tabi olma temelinde var olurken, Kürtlere bu dahi uygun görülmemiş, içine itildiği imha sürecinden çıkmasına müsaade edilmemiştir.
İşte KCK sistemi Kürt halkının tabi tutulduğu yok oluş sürecine karşı geliştirdiği diriliş, var oluş ve zafer mücadelesi içinde ortaya çıkmıştır.

KCK sistemi tarihsel ve toplumsal sorunların çözüm sistemidir
KCK sistemi; demokratik toplum örgütlenmesini öngören ve devlet ile demokrasi ya da demokratik toplum arasındaki ilişkilerin düzenlenmesini ifade eden bir sistemdir. Genişliğine ve derinliğine her düzeyde özerkliği öngörmekte ve örgütlü iradeyi ifade etmektedir. Özgür ve eşit katılım temelinde demokratik bir ilişkiyi esas almaktadır. Dolayısıyla KCK sistemi özgür, eşit, örgütlü ve iradeli bir toplumsal yaşamın düzenlenmesidir. 
KCK sisteminin tanımını, kuramını geliştiren ve bir çözüm modeli haline getirerek tartışma gündemine sokan Önder Abdullah Öcalan’dır. KCK sistemini, özellikle bir toplum kırım düzeyine varmış olan devlet ulusçu yapılanmaya karşı, toplumsal sorunların çözümünün zemini olacak demokratik ulus yapılanmasının örgütsel siyasal sistemi olarak öngörmüştür. KCK sistemi, kapitalizm, endüstriyalizm ve devlet ulusçuluğu biçiminde ifade edilen kapitalist moderniteye karşı demokratik modernite çizgisinin toplumsal pratikte hayata geçirilmesini ifade etmektedir.
KCK sistemini anlama, açıklama ve daha yetkin bir biçimde pratiğe uygulanmasını sağlatacak düzeye getirme yönünde önemli çalışmalar ve tartışmalar yapılmaktadır. Devletçi sistemin beş bin yıllık pratik içerisinde inşa ederek getirdiği toplumsal sorunlar kanserleşme düzeyindedir. Çok ağırlaşmış ve insan toplumunu altından kalkamayacağı, taşıyamayacağı bir yükle yüklü hale getirmiştir. İnsan eliyle devletçi sistem tarafından inşa edilmiş bu sorunları çözmek için de ortada ciddi çözüm projeleri yoktur. Çözüm diye sunulan modeller sorunları çözmekten ziyade ağırlaştırmıştır. 
Diğer yandan, inşa edilmiş toplumsal sorunlar günümüzde artık taşınamaz bir düzeydedir. Yani insanlık ya bu sorunlara çözüm bulacak ya da bu sorunların yükü altında gerçek anlamda ezilecektir. O bakımdan da sorunları çözmeden yaşamak, çözümünü daha fazla ertelemek, ya da yumuşatıcı çözümler bulma imkânı artık yoktur. ‘Ya çözülecektir ya çözülecektir’ biçimindeki bir zorunluluk insanlığın önüne gelmiş durumdadır. Bu da inşa edilmiş toplumsal sorunlara çözüm aramayı en temel insanlık görevi haline getirmektedir. 
KCK sistemi: İnsanlığın, toplumların bağımsız ve özgür iradelerini örgütlü bir biçimde ortaya koymalarını içermektedir. Birleşmeyi, bütünleşmeyi öngören bağımsızlık ve özgürlük bilinci ve duruşudur. Bu anlamda KCK sistemi bağımsızlıkçı ve özgürlükçüdür, ancak bağımsızlık ve özgürlüğü ayrılma, kopma, küçülme, tecrit olma biçiminde değil, daha çok birleşme, iç içe geçme, bütünleşme olarak uygulamayı öngörmektedir. Dolayısıyla demokratik özerkliği, birleşme ve bütünleşme ilkesi temelinde gerçekleşen bağımsızlık ve özgürlük olarak tanımlayabiliriz. 
KCK sistemi ayrılmayı, ayrı devlet olmayı öngören bir bağımsızlıkçı sistem değildir. Yine dil kültür özgürlüğünü ifade eden bir ulusal kültürel özerklik sistemi değildir. Sadece bir bölgede çözüm aramayı öngören bölgesel özerklik sistemi de değildir. Aynı zamanda toplumun ekonomik sorunlarını çözmeyi öngören bir reel sosyalist ya da Sovyet çözüm sistemi de değildir. Kuşkusuz KCK sistemi tek başına bu sistemlerin hiçbirisi değildir. Fakat KCK sisteminin özerklik boyutu bütün bunlardan uzak, kopuk, onların dışında bir sistem de değildir. Dolayısıyla KCK sistemini, bütün bu çözüm sistemlerinin –başta Kürt sorunu olmak üzere– günümüzde ağırlaşmış toplumsal sorunlara çözüm getiremeyen yönlerini eleştirerek atan, çözüm için halen işlevsel olan yanlarını da alarak hepsinden yeni bir sentez yaratmayı ifade eden bir çözüm sistemi olarak tanımlayabiliriz. 
Kürt sorunu öyle karmaşık ve bütünlüklü bir sorundur ki, çeşitli çözüm modelleri yetmemiş, onların hepsini birleştiren ve daha öteye giden yeni bir çözüm modeli gerekmiştir. İşte KCK sistemi, modeli böyle bir durumun sonucu olarak ortaya çıkmıştır. KCK sistemiyle diğer sistemler arasındaki en temel ve hepsi açısından geçerli olan bir fark da öncekilerin hepsi devletçi paradigmayı esas almış, devletçi sistemle çözüm bulmayı öngörmüşlerdir. KCK sistemi paradigmasal yönden de bütün bu sistemlerden köklü bir farklılığı içermektedir. O, devletçi paradigmayı değil, demokratik paradigmayı esas almaktadır. Bu anlamıyla KCK sistemi paradigmasal olarak da bütün diğer çözüm modellerinden farklıdır. Ve zaten diğer bütün modellerin çözüm olamamalarının en temel nedeni, devletçi paradigmaya bağlı olmalarıdır. 
KCK sisteminin söz konusu modellerin çözemediği sorunları çözme gücü ve iradesini kazanmasının temelinde de paradigma değişikliği, yani demokratik paradigmayı esas alması vardır. KCK sistemi demokrasiyle birleştiğinden, yani özgürlük ve eşitlik kavramlarıyla daha sıkı bir birlik kurduğundan, yine katılımcılığı, bütün kesimlerin özgür iradesini örgütlü bir biçimde ortaya çıkartmayı öngördüğünden, her türlü soruna çözüm bulacak bir yapı ve güç kazanmaktadır. Bağımsızlıkçı zihniyetin ayrılıkçılığa yol açan yönünü aşarak birliği esas alabilmektedir. 
Bu bakımdan KCK sistemi, daha önce toplumsal sorunlara çözüm modeli olarak önerilen sistemlerin başarılı olamaması, toplumsal sorunları çözememesi sonucunda ortaya çıkmaktadır ve çözümsüzlüğe çözüm gücü, çözüm alternatifi, çözüm iradesi olarak varlık bulmaktadır. 
İkinci olarak, diğer çözüm modellerinden kuşkusuz farklıdır. Fakat onlardan tümden uzakta da değildir. Onların hepsinin olumlu yönlerini içine alan, bütünleştiren üst düzeyde yeni bir sentezi ifade etmektedir. 
Üçüncü olarak, onlardan paradigmasal boyutta ayrışmaktadır. Diğer modellerin toplumsal sorunları devletçi paradigma içerisinde çözmeyi esas almalarına karşılık, KCK sistemi, demokrasi paradigması temlinde bütün toplumsal sorunları çözmeyi, özerkliği demokrasiyle birleştirmeyi öngörmektedir. Bütün bu özellikleriyle de şimdiye kadar önerilmiş bütün çözüm modellerini aşan, onların çözümsüzlüğüne çözüm olan, dolayısıyla da günümüzde ağırlaşmış ve karmaşıklaşmış bulunan bütün toplumsal sorunları çözme güç ve iradesini bünyesinde taşıyan bir toplumsal ve siyasal çözüm modelidir. 
Her şeyden önce bu model, Kürt sorununa çözüm bulmak üzere geliştirilen bir modeldir. Günümüzde insanlığın en karmaşık ve ağır sorunlarından biri haline gelmiş bulunan Kürt sorununa çözüm üretecek özellikler içermesi de, insanlığın yaşadığı diğer bütün sorunlara çözüm üretme gücüne sahip olmasını ortaya çıkarmaktadır. Asimilasyona dayalı soykırımın neredeyse yüzyıla yakın bir süredir çok yönlü bir biçimde uygulandığı Kürdistan’da insanlığın katledilme düzeyi, devletçi sistemin geliştirdiği toplumsal sorunların en ağırlarından biri olmakta, hatta belki de en başta geleni olmaktadır. Çünkü insanlık fiziki katliam biçiminde soykırımlara tanık olmuştur, ama Kürtlere dayatıldığı gibi hem katliamı, hem de asimilasyonu iç içe geçirip birlikte uygulayan ve neredeyse yüzyıla yayılan bir soykırım uygulamasına hiç tanık olmamıştır. Kürtlere uygulanan soykırım sistemi Kapitalist modernitenin günümüzde geliştirdiği toplumkırımı çok çok aşan, onun bütün vahşetini en uç noktalarda ortaya çıkartıp yaşatan bir modeli ifade ediyor. Dolayısıyla da günümüzde kapitalist modernitenin küresel sistem boyutlu en ağır, en karmaşık sorunu olma özelliği taşıyor. Bu bakımdan Kürt sorununa çözüm üretecek bir model, günümüzde devletçi sistem tarafından inşa edilmiş bütün toplumsal sorunlara çözüm bulma sistemi oluyor.
Önder Abdullah Öcalan KCK sistemini geliştirirken, bunu başta Kürt sorununun çözüm modeli olması için geliştirmiştir. Hem tanımını, hem kuramını, hem de uygulama esaslarını Kürt sorununu çözüme götürme temelinde ortaya çıkartıp geliştirmiştir. Fakat genel planda baktığımızda KCK sistemi sadece Kürt sorununu çözmekle sınırlı, Kürtlere özgü, sadece Kürdistan boyutlu dar bir çözüm modeli değildir. Kürt sorununu çözen bir sistem, günümüzde devletçi sistemin yaratmış olduğu bütün toplumsal sorunlara çözüm getirme güç ve iradesine kesinlikle sahiptir. Günümüzde insanlığın yaşadığı bütün ağır, temel toplumsal sorunlara çözüm bulmanın da modelidir. Örneğin kadın sorununa çözüm bulmanın modelidir. Örneğin bütün toplumsal kesimlerin özgür ve örgütlü iradi güç haline gelme, yani demokratik katılımcılığa ulaşma sorununu çözmenin modelidir. Yani demokratikleşmenin modelidir.  Emekçilerin sorunlarını çözmenin modelidir. Toplumun devletçi sistem altında yaşadığı ağır ekonomik sorunları çözme modelidir. Bununla bağlantılı olarak sadece toplumsal doğanın sorunlarını değil, birinci doğanın neredeyse yıkımla yüz yüze getirilen ağır ekolojik sorunlarını da çözmenin modelidir. Yine toplumun sosyal sorunlarını; eğitim ve sağlık gibi günümüzde gerçekten de insanlığı çok uğraştıran ve bitirme noktasına getiren sorunları çözme modelidir. Hukuksal sorunları, diplomatik sorunları, siyasi sorunları çözmenin modelidir. Neredeyse toplumsal ahlakın ve politikanın bitirildiği, ahlak ve politikanın çıkar elde etmek, baskı ve sömürü uygulamak, bunun kurnazlığını geliştirmek haline geldiği bir dünyada, bütün bunları yok ederek politik ve ahlaki toplum gerçeğini, yapısını koruyup geliştirmenin modeli olmaktadır. Yine toplumun güvenlik sorununu, özsavunma sorununu çözme modelidir. Nitekim savunma adı altında geliştirilen ordular, devletçi sistemin geliştirilmesinin çekirdeği olmaktadır ki, bu da her türlü baskı, sömürü ve zulmün temelini oluşturmaktadır. Bütün toplumsal sorunların da böyle bir egemenlik sistemine bağlı olarak geliştirildiği ve inşa olduğu tartışmasızdır. Dolayısıyla toplumları inşa edilmiş sorunlardan kurtarmanın en önemli bir boyutunun da elbette onun güvenlik sorununu kendi özgücüyle, özsavunmasıyla çözebilmesi olduğu açıktır. Özsavunma, meşru savunma başkalarına bırakıldığında elbette ki orda egemenlik, dolayısıyla baskı ve sömürü gelişebilmektedir. 
İşte KCK sistemi devletçi sistemin yarattığı ekonomiden güvenliğe kadar toplum yaşamının bütün alanlarında ortaya çıkmış olan sorunları çözme iddia ve iradesine sahiptir. Bu bakımdan da Kürt sorununa çözüm gücü olma özelliği taşıdığı gibi, diğer toplumsal sorunların hepsi açısından da çözüm gücü olma iddia ve iradesine sahiptir. Kadın sorununu çözüme kavuşturma, kadının örgütlü özgür iradesini ortaya çıkararak toplumsal yaşama hak ettiği düzeyde etkin bir biçimde katılmasını sağlayacak bir demokratik toplum yapılanmasını ortaya çıkartma özelliği vardır. 
Bütün azınlık sorunlarını, dil ve kültürlerin özgürce yaşam sorunlarını çözebilecektir. Emekçilerin baskı ve sömürüden kaynaklı bütün sorunlarını çözecek güce sahiptir. Doğanın tahribini öngören ekolojik sorunları çözme gücüne sahiptir. KCK sistemi toplum yaşamının bütün alanlarındaki sorunları çözme iddiası ve gücündedir. Dolayısıyla kapitalist modernitenin yarattığı toplum kırımına alternatif olarak demokratik toplum yaşamını yaratma iradesini ifade etmektedir. O açıdan da günümüzde bütün toplumsal kesimlerin yaşadığı sorunlara çözüm üretme gücüne, iradesine sahiptir. 
Yine sadece Kürdistan’daki toplumsal sorunları çözmeyle sınırlı değildir, dünyanın dört bir yanında bütün toplumlarda yaşanan temel sorunları çözme iddiasındadır. Bu bakımdan da yerel, bölgesel değil, evrensel bir çözüm sistemidir. 
Genelde devletçi sistem, özel olarak da kapitalist modernist sistem toplumları bilinçsiz ve örgütsüz hale getirebilmek için adeta insanların beynini yıkayıp onları alıklaştırabilmek için elden gelen her şeyi yapmıştır. Tekniğin, iletişimin bütün gücünü kullanarak insanları düşünemez, örgütlenemez, kendi gerçeğini göremez, her şeyi devletten bekler, başkasından ister, “devlet baba bize versin” der duruma düşürüp zavallılaştırmıştır. Her şeyden önce, işte bu durumun hem zihniyet, hem de örgütsel ve pratik yaşam bakımından kırılması, aşılması zorunludur. Başta gençler ve kadınlar olmak üzere bütün toplumsal kesimlerde kapitalist modernitenin yarattığı ve derinleştirdiği bu zihniyet durumunun kırılıp aşılması kesinlikle zorunludur. Onunla birlikte, mevcut örgütsüzlüğün aşılarak demokratik toplum örgütlenmesinin ekonomik, sosyal, siyasi, kültürel, hukuksal, güvenlik, her boyutta mutlaka geliştirilmesi lazımdır. Yani demokratik toplum örgütlülüğünün oluşturulması gerekiyor. Bu düzeyde toplumun bilinçli ve örgütlü hale getirilmesi elzem oluyor. Demokratik toplum örgütlülüğünün demokratik konfederalizm sistemi temelinde güçlü bir biçimde yaratılması, geliştirilmesi; dolayısıyla toplumun örgütlü, özgür iradeli hale gelmesi, kendi sorunlarını çözüm gücü kazanması, kendi yaşamını kendi gücüyle örgütler hale gelmesi gerekiyor. Bu olmadan elbette demokratik özerklik çözümü olmaz. Demokratik toplum olmadan demokratik özerklik gerçekleşemez. Toplumun devletle ilişkileri düzenlenemez. Toplum bir irade haline gelmeden, dolayısıyla demokratik toplum oluşmadan, demokratik konfederalizm yaratılmadan demokratik özerklik çözümü gelişmez. 
O bakımdan demek ki, öncelikle günümüz toplumsal duruşunda köklü ve ciddi değişikliklerin ve gelişmelerin yaratılması, bütün toplumsal kesimlerin önemli bir demokratik bilinçlenmeyi ve örgütlülüğü sağlaması, toplumsal yaşama demokratik konfederalizm sistemi içerisinde son derece bilinçli ve örgütlü bir katılımı gerçekleştirmesi gerekiyor. Bu konuda özellikle kadınların ve gençlerin çok bilinçli ve örgütlü hale gelmeleri ve katılım sağlamaları esastır. Özgürlüğün, toplumsal demokrasinin gelişmesi buraya bağlıdır. Genel bir tanım vardır: “Toplumsal özgürlük düzeyi kadının örgütlülük ve katılım düzeyiyle, özgürleşme düzeyiyle orantılıdır” denir. O halde kadının mevcut durumdan kurtularak, mevcut bilinçsizliği aşarak bilinçlenen, örgütsüzlüğü aşarak örgütlenen, köleliği yıkarak özgür ve demokratik yaşamın birinci öznesi haline gelen bir örgütsel gelişme düzeyini yaşaması gerekiyor. Aynı şey benzer biçimde gençlik için de geçerlidir. Kadın; özgürlük çizgisinin düzeyini ifade eder, denetim sağlarken, gençlik de elbette yeniyi yaratmanın gücünü, dinamizmini, ruhunu ortaya çıkartmaktadır. Yine özgür, eşit, demokratik yaşamın temel zeminini, insani duruşunu ifade etmektedir. Bu açıdan her şeyden önce mevcut toplumsal duruşta, başta kadınlar ve gençlik olmak üzere tüm halk kesimlerinde bir değişimin, yenilenmenin bilinçlenme ve örgütlenme düzeyinde geliştirilmesi gereklidir. Bunun sadece parça parça bir örgütlülüğü de söz konusu olamaz. Bu bilinç ve örgütlenmenin demokratik konfederalizm sistemi temelinde gerçekleşmesi, gelişmesi, demokratik toplumun demokratik konfederalist toplum olarak ortaya çıkması, böyle örgütlü ve bütünlüklü bir iradi güç kazanması da demokratik özerklik çözümünün gerçekleşmesi açısından büyük önem taşıyor. Toplumsal yön açısından kısaca bunu ifade etmek mümkündür.
KCK Sistemi mevcut ulus devlet gerçeğinin mücadele ile geriletilmesini, daraltılmasını, sınırlandırmasını öngörmektedir. Günümüzde devlet her şey, toplum hiçbir şey haline gelmiştir. Yaşamın her alanını devlet ele geçirmiştir; daha fazla da geçirmeye çalışmaktadır. Toplum yaşamdan tümden uzaklaştırılmış, adeta hiçbir şey haline getirilmiştir. Devletin kölesi, parçası durumuna düşürülmüştür. Toplum yok edilmekte, gerçek anlamda bir toplumkırım uygulanmaktadır. Milliyetçiliğin başlangıç döneminde geliştirdiği soykırımın yerini kapitalist modernitenin son aşamasında ortaya çıkan toplumkırım almaştır ve dünyanın her tarafından bütün toplumlara bu uygulanmaktadır. Devlet neredeyse bireyin ruhunu, duygularını, düşüncesini, bütün yaşam özelliklerini şekillendirmektedir. Toplumsal anlayışı, kültürü, ruhu, dili, örgütlülüğü, yaşamı inşa etmektedir. “Her şeyi ben belirlerim, başkası karışamaz” demektedir. Toplumu yok ederek, toplumun yerine kendisini geçirmektedir. Böyle olan bir durumda elbette ki demokrasiden, özgürlükten, eşitlikten, insanlıktan, paylaşımdan, kardeşlikten söz edilemez. Bu en ağır faşizmdir, despotizmdir, soykırım durumudur. Dolayısıyla devletin böyle olduğu bir yerde elbette ki toplumsal sorunlar en üst düzeyde yaşanır. Sadece toplumsal sorunlar mı? Hayır, onunla birlikte doğa katliamı sorunları yaşanır. Toplumsal doğa kendi iç çelişkileriyle baskı ve sömürü altında katledildiği, toplum kırım uygulandığı gibi, doğa kırım da uygulanır. Nitekim günümüzde gelinen nokta budur. Hem doğa kırım, hem toplum kırım en üst düzeyde uygulanmakta, neredeyse birçok kesimde kıyamet günü yaklaşıyor düşüncesi oluşmaktadır. 
Elbette bu tehlikeli bir durumdur. Tarihin hiçbir döneminde devletçi sistem böyle olmamıştır. Mevcut ulus devlet zihniyeti, kapitalist modernitenin geliştirdiği ulus devlet yapısı devletçi sistem gerçeğiyle de uyuşmamaktadır. Onda da bir sapmayı, farklılaşmayı ifade etmektedir. Bu noktada toplumsal sorunlara çözüm bulabilmek, toplumu ve doğayı tehdit eden sorunları ortadan kaldırarak yerküreyi yaşanabilir, toplumları da özgürce yaşar hale getirebilmek için bu azgınlaşmış, faşistleşmiş ulus devlet sistemini küçültmek, daraltmak, sınırlandırmak, yaşamın bazı alanlarıyla görevli ve sınırlı kılmak zorunludur. 
Dolayısıyla da mevcut devlet sistemini küçültecek, daraltacak, toplumkırım durumundan uzaklaştıracak, sınırlandıracak bir mücadeleye ihtiyaç vardır. Böyle olduğu ölçüde devlet gerçek kamu güvenliği rolüne, görevine geri çekilir. Demokrasiye duyarlı hale gelir. Demokratik toplumla uzlaşan, anlaşan, rol paylaşan bir yapı kazanır. Bunun için de elbette ki toplumun, mevcut egemen, faşist ulus devlet sistemine karşı çok yönlü bir mücadelesine ihtiyaç vardır. Mücadeleyle ulus devletçi sistemin böyle bir sınıra çekilmesi gerekiyor. KCK sisteminin inşa edilmesinin, önemli ve temel bir yönü de budur. 
KCK Sisteminin gelişebilmesi her şeyden önce demokratik toplum örgütlülüğünü gerektirir. İkincisi, devletin mevcut ulus devletçi yapısına karşı etkin bir mücadele ederek devletin daraltılıp sınırlandırılmasını ve demokrasiye duyarlı hale getirilmesini gerektirir. Yani devletin, demokratik toplum gerçeğini kabul eden, onunla anlaşma, uzlaşma yapmayı benimseyen bir sınıra çekilmesini amaçlar. KCK sisteminin öngördüğü demokratik özerkliğin uygulanabilmesi ancak böyle mümkündür. Bir başka deyişle, KCK sistemini geliştirmek demek; bir yandan demokratik toplum örgütlülüğü geliştirmek için mücadele etmek, diğer yandan devleti küçültüp sınırlandırarak demokrasiye duyarlı kılmak üzere etkin mücadele yürütmek demektir. Yani yoğun bir ideolojik mücadele, eğitim, propaganda, kapsamlı bir demokratik toplum örgütlenme çalışması demektir. Ekonomiden siyasete, kültüre kadar toplumun her alanda demokratik bilinç ve örgütlülüğünün geliştirilmesi, toplumun öz savunmasının oluşturulup kendi güvenliğini sağlar hale getirilmesi, faşizme, ulus devletçi yapıya karşı çok yönlü, etkin, aktif bir demokratik siyasi mücadelenin yürütülerek devletin geriletilmesi ve sınırlandırılması demektir. İdeolojik mücadele propaganda ve eğitim demektir. Toplumun başta gençlik ve kadınlar olmak üzere tüm kesimlerinin demokratik örgütlülüğünün sağlanması, demokratik konfederalizmin inşası demektir. Siyasi mücadele demek; devletin küçültülüp daraltılarak politik toplumun etkin bir biçimde pratikleşir hale gelmesini sağlatmak demektir. Ve gerektiğinde de, bu mücadele ihtiyaç duyduğunda da öz savunma mücadelesinin, direnişinin geliştirilmesi, meşru savunma mücadelesinin yapılması demektir. KCK Sistemi böyle aktif, fonksiyonel, etkin bir mücadele durumunu ifade etmektedir.
KCK Sisteminin, Ortadoğu’da gelişebilmesi için herkesten çok Kürtlerin bilinçlenip örgütlenerek mücadele etmesi gerekir. Çünkü mevcut Ortadoğu sistemi Kürdistan’ın bölünmesi ve Kürt toplumuna soykırım rejiminin dayatılmasıyla oluşmuştur. Bölgede geliştirilen mevcut gericilik, despotizm, antidemokratizm, faşizm, diktatörlükler Kürdistan üzerindeki egemenlikten güç almakta ve oraya dayanmaktadırlar. Dolayısıyla da toplumsal dayanışma, demokratik birlik, kardeşlik oluşmamaktadır. Bölgede demokrasi gelişmemektedir. Ortadoğu’da demokrasinin gelişebilmesi, kardeşliğin oluşabilmesi, demokratik Ortadoğu birliğinin yaratılabilmesi için Kürdistan’ı bölen ve Kürtlere soykırımı dayatan mevcut rejimin yıkılması şarttır. Gericilik Kürdistan’da yıkılmak durumundadır. Mevcut baskıyı, zulmü, faşizmi, toplumkırımı ifade eden gerici sistemi, onun en çok uçlaştığı yer olan Kürdistan’da kırmak zorunludur. Bunu gerçekleştirecek olan da elbette en başta Kürt toplumudur, Kürt toplumunun geliştireceği ulusal ve toplumsal özgürlük ve demokrasi mücadelesidir, yani Kürdistan devrimidir, Kürdistan Özgürlük Hareketidir. Kürdistan’da mevcut toplumkırımı sürdüren devlet ulusçu sistemin kırılması, yıkılması ve dolayısıyla Kürtlerin demokratik ulus olarak bilinçli, örgütlü bir biçimde Ortadoğu yaşamına, diğer toplumlarla özgür, eşit temelde kardeşçe katılabilir hale gelmesi, bölgesel düzeyde demokratik özerklik çözümünün gerçekleşmesini ortaya çıkaracaktır.  
Kürt kadını, Kürt genci, emekçisi örgütlenerek kendi özgür ve demokratik yaşamını yarattığı gibi, Kürt demokratik uluslaşması temelinde örgütlenerek, yani Kürdistan demokratik konfederalizmini yaratarak da Kürt sorununu çözüme götürecek bir ulusal iradeyi örgütlü düzeyde ortaya çıkaracaktır. Bunu Kürdistan’da yapabileceği gibi, Kürdistan’ın dışında yaşayan Kürt toplulukları düzeyinde de gerçekleştirecektir. Kürdistan’ın dışında Türkiye, İran, Irak, Suriye gibi, yine Ortadoğu ve Avrupa’nın değişik alanlarına savrulmuş Kürtler düzeyinde demokratik toplum örgütlülüğünü geliştirecek, dolayısıyla da Kürt özgür ve demokratik iradesini yaratarak bulunduğu alanda despotizmin yıkılıp demokrasinin gelişmesine hizmet edecektir. Bir demokrasi kuvveti olarak rol oynayacaktır. Hem ulus devletçi sistemin milliyetçiliği gerileterek demokrasinin gelişmesinde rol oynayacak, hem de birlikte yaşadığı toplumlarla demokratik ve kardeşçe ilişkiler kurma, birlik olmanın gücünü, zeminini ortaya çıkartmış olacaktır.

********