Önderliğin Kısa Bir Yaşam Öyküsü

Abdullah Öcalan

Önderliğin Kısa Bir Yaşam Öyküsü

Amara Urfa Halfeti ilçesine bağlı eski bir köydür. Hamurkesan harabesine ve Türkmen köyü Ayno’ya giden vadiye doğru hafif meyilli, yekpare, geniş kayalık alanda kurulmuştur. Eski evlerin bir kısmı kerpiçten, bir kısmı, doğal taşlardan, durumu daha iyi olanlar, misafir odasını, Urfa’nın beyaz, “hewar” kesme taşından yapmışlardır. Daha sonra yapılanlar ise betonarme evlerdir. Geçmişte taş işçiliğini Ermeni ustalar yapıyordu. Bütün evlerin geniş avlularında dut, ceviz, nar, incir ve gül ağaçları vardır. Damların üstü kalın kavak direkleriyle ile örtülmüş, ağırlığı kaldırsın diye altına; “stûn,” dedikleri, iri, dayanıklı kütükler konulmuştur. Kerpiç ve taş yapılı evler, yan yana, iç içe eğri büğrü bir daire biçimde genişleyerek, AMARA köyünü oluşturur. Türkmen ve Ermeni köyleriyle komşudur. Önderlik bu köyde dünyaya gelmiştir.

Önderliğin annesi Üveyiş’in büyük dedesi, Eliyê Dêrika Hemko” birinci dünya savaşı koşullarında Rojava’daki, Dêrika Hemko’da göç eder, konaklaya konaklaya en son gelip Amara’ya yerleşir. Ali’nin oğullarında Hamit büyüyünce Havva ile evlenir. Havva’nın annesi Leyla’dır. Leyla, Ahmed’i Keya’nın kızıdır. Ahmet; Ereh köyünde oturan bir Türkmen’dir. Muhtarlık yaptığı için “Keya” unvanını almıştır. İki evlidir. Eşlerinden biri Ermeni, diğeri Kürt’tür. Leyla’nın annesi Ermeni’dir. Bölgede Kürt, Türkmen, Arap, Ermeni evlilikleri iç içe geçmiş bütünleşmiştir. Tümü birbirlerinden kız alıp vermiş, akraba ve dost olmuşlardır.

Leyla dillere destan güzel bir kızdır. Leyla Amara köyünde oturan Hacı Ali adında bir Kürt ile evlenir. Ali ile Leyla’dan Havva doğar. Havva, annesi Leyla kadar güzelliğiyle ünlüdür. Havva, Dêrika Hemko’da gelen ve kavgacılığıyla bilinen Hamit ile evlenir. Hamit ile Havva’dan Üveyiş doğar. Leyla ile Havva’nın güzelliği Üveyiş’e geçmiştir.

Ömer, birinci evliliğini yapmış boşanmıştır. Doğan sekiz oğlan arka arakaya ölmüş doğan dokuzuncu çocuk kızdır. Adını; “artık gülsün” anlamında Gülsüm koyarlar. Gülsüm erkek kardeşlerinin aksine dört elle hayata tutunur ve yaşamayı başarır.

Üveyiş birinci evliliğini yapmış, bir ay sonra gelişen bir kaza tragedyası sonucu eşi ceza evine düşmüş ve kısa sürede ölmüştür.

Yıl 1939!

Birinci dünya savaşı başlamadan hemen önce Ömer ile Üveyiş geleneksel bir mantık evliliği ile hayatlarını birleştirirler. Aralarında yirmi yıl yaş farkı vardır. Ömer tanrı misafiri gibi saf ve inançlıdır. Yıllardan beri ataerkil aile soyu tek çocuk üzerinde gelmektedir. Bir erkek çocuk için Eyüp sabrı ile Allah’a sığınmıştır. Babası jandarma Abdullah yaşlanınca iyice yalnızlaşır. Yalnızlığını gidermek için yüksek yerlere çıkıp bağırıp çağırarak öfkesini boşaltır.

Ömer ile Üveyişin doğan ilk dört çocuğu kızdır. İkisi ölür, Hawa ile Ayn hayata tutunurlar.

4 Nisan, 1949’un yağmurlu, fırtınalı, gök gürültülü, şimşekli ve bereketli bir bahar akşamı, iki gözlü taş yapılı evde, Üveyiş sancılar içinde kıvranır. Üveyiş’in doğan beşinci çocuğu erkektir. Sabaha doğru fırtına diner, toprağı ısıtan alımlı parlak bir bahar güneşi Amar’a toprağına düşer. Ömer Allah’a vaat ettiği gibi erkek çocuk için kurban keser, babasının beylik tabancasıyla gökyüzünün som mavi sonsuzluğuna üç kurşun sıkar. Doğan çocuğun kulağın üç kez; “Abdullah,” diye fısıldar. Allah’ın sadık abdı-kulu anlamında adını; “ABDULLAH” koyar.

Baba Ömer, oğul Abdullah doğar doğmaz ev fertlerine ilk emrini verir. “Abdullah’ın sırtı toprağa değmeyecek” der. Bu söz iki anlam taşımaktadır. Birincisi; kendi soyunun geleceğini Abdullah’ta gören baba Ömer, çocuğun el üstünde tutulmasını ister. İkincisi; güçsüzlüğü ve yalnızlığı yaşayan Ömer, sırtı yere değmeyen güçlü bir oğul olmasını diler.

Abdullah 8 yaşına kadar köyde ekranlarıyla birlikte yaşar. Köylüler adını; “Dine çöle”(Dağ mecnunu) koyarlar. Abdullah köyün çocuklarını peşine takar, Dionysos misali kırlara çıkar. Yabani meyveler toplayıp arkadaşlarıyla paylaşır. Zararlı hayvan olarak gördüğü yılanları öldürür. Kuşları avlar ve arkadaşlarıyla paylaşır. Çocuklar arasında bir çekim merkezidir. Her gün çocukları peşine takarak oyuna çeker, Qaniya Ayno’ya (Ayno Pınarı) götürüp suya girerler.

Daha okula başlamadan öğrenmeye merak sarar. Bir grup çocuğu etrafında toplar, camii hocası Müslim’in yanında eğitim görürüler. Müslim onlara Hz. Ali’nin cenk kitapçıklarını okur izah eder. Kuran cüzlerini ezberletir. Daha yedi-sekiz yaşındayken 33 cüzi ezberler çocuklara imamlık yapar, hocanın yanında minberde oturur. Hoca ona; “Abdullah bu gidişle uçacaksın,” der. Abdullah tarlada, bağda çalışır, Ömer’e yardım eder ve çocuk yaşta emekle tanışır. Emeğini sahiplenmek için kardeşiyle kıran kırana kavgaya girer. Kardeşi baba Ömer’e sığınınca, ona tavır alır ve ilk isyanı başlatır. Babasının cüzdanın on lira alarak köyü terk eder. Nizip’te bulunan ablasının yanına gider. Orada beş lira yevmiye ile iki gün mercimek yolmasına gider. Sonra geri eve gelir, evde aldığı parayı yerine koyar.

Yıl 1958!

Amara’nın güneyindeki beş kilometre ötedeki Cibin bir kadim Ermeni köyüdür. 1915 kıyımı ile tüm halkı uçurumda kılıştan geçirilerek, cesetleri Fırat ırmağına atılmıştır. Köyde Müslüman ailelere verilen otuz beş kız çocuğu katliamdan kurtulur. Bu Ermeni kızlar asimle edilerek Müslüman yapılır, aynı köyde büyütülür ve evlendirilirler. Ermeni köyünde, Ermeni kıyımımdan geriye kalan işte bu kızlardır. Kilise camiye çevrilir. Çevrede, ilkokulun olduğu Amara’ya en yakın köydür. Abdullah’ın istemi üzerine babası Ömer, 1958 yılında oğlunun elinde tutarak, bir arkadaşıyla birlikte Cibin’e götürüp ilkokula kaydeder. Amara’da arkadaşıyla birlikte okula giden ilk çocuktur. Burada çocuk yaşta Ermeni kıyımını kalıntıları ve izleriyle tanışır. Ermeni ustaların yaptığı, sarnıçlar, evler, kayadan oyma havuzlar, camiye dönüştürülmüş kilise hala ayaktadır.

Beş yıl boyunca kış, kar, fırtına ve yağmur demeden arkadaşıyla birlikte çok zor koşullar altında beş kilometre uzaktaki Cibin ilkokuluna gidip gelir. İkinci yıl yeni öğrenciler onlara katılır. Artık bir grup halinde okula gidip gelirler. Evde hem tarla işlerinde Ömer yardım eder, hem okula gider. Çıra ışığında ders çalışır. İlkokul üçüncü sınıftayken hocası sırayla tüm öğrencilere; “büyüyünce ne olacaksın,” diye sorar. Abdullah yerinde fırlayarak; “pilot olacağım,” diye yanıtlar. İlkokulu başarıyla tamamlar.

Yıl 1963!

İlkokulu bitirir. Çevre köylerde gidebileceği ortaokul yoktur. Aile kendi içinde tartışır durumu değerlendirir ve bir karara ulaşır. Nizip’te ablasının yanında okumaya gider. İlkokula başladığı arkadaşıyla birlikte üç yıl Nizip’te ortaokulu okur. Yaz tatillerinde köyde Ömer’e tarlada yardım eder. İki yıl aile ile birlikte Adana’ya pamuk toplamaya gider. Sonra ortaokulu bitirir. Pilot olmayı kafasına koymuştur. Askeri okula gitmek için sınava girer. Sınavı kazanır ancak, yaş büyüklüğü nedeniyle okula kabul edilmez.

1966 Tapı Kadastro Okulu

Ailenin ekonomik durumu iyi değildir. Aileye yük olmamak için kısa yoldan hayata atılmayı düşünür. İlkokula başladığı ve ortaokulu birlikte okuduğu arkadaşıyla birlikte Ankara Tapu Kadastro Okulunu kazanır. Bu dönem bir arayış içindedir. Artık sömürgeci siyasetin başkentindedir. İlk defa Ulus Meydanındaki at üstünde Atatürk’ün dev heykelini gördüğünü derinden sarsılır. Orada ilk kez siyasetle, Kürt gerçekliğiyle ilgilenir ve tanışır. Dine eğilimi ağırlıktadır. Necip Fazıl Kısakürek’in seminer ve panellerine katılır. Ancak sosyalizm de bir seçenek olarak önünde durmaktadır. “Sosyalizmin alfabesi” adlı kitabı okuduktan sonra; “Muhammed kaybetti Marks kazandı,” der.

Okulu başarıyla bitirir. Memur olarak Diyarbakır’a atanması yapılır. Kürtlerin başkenti, Diyarbakır Kürt gerçekliğiyle tanışma açısında yaşamında belirleyici bir öneme sahiptir. Burada artık Kürt ve Kürdistan gerçekliği üzerinde yoğunlaşır. Ergani Öğretmen okulunda okuyan Kürt öğrencilerle diyaloga geçer. Onlara sürekli destek olur. Artık bir siyasal çekim merkezidir. Tapu Kadastro memurluğu yaparken bir ağadan rüşvet olarak bir miktar para alır. Bu paraya dokunmaz. Kafasında tasarladığı ve ilerde kuracağı örgüt için saklar. Kürt Kürdistan gerçekliği giderek kafasında bir tasarıya dönüşmektedir.

Bir yıl memurluk yaptıktan sonra Üniversite sınavlarına girer. 1971 yılında İstanbul Hukuk fakültesini kazanır, kaydını yaptırır. Ancak arayışı sürmektedir. 1972 öğretim yılında Ankara Siyasal Bilgiler fakültesine yatay geçiş yapar. Orada Mahir Çayan ve Deniz Gezmişlerin militan eylemliliğinde ve idamlarında etkilenir. Siyasal çalışmalarını derinleştirir. İdamları protesto etme eylemlerine öncülük eder. Aynı yıl tutuklanır ve Mamak ceza evine konulur. Dokuz ay tutuklu kalır. Dışarı çıkarken gidip kalacağı bir yeri yoktur. Ceza evindeki bir arkadaşının tavsiyesi ve önerisiyle o dönem Ankara’da okuyan Karadeniz’in yiğit çocukları Haki KARER ile Kemal PİR’in evlerine yerleşir. Burada başlayan ev arkadaşlığı kısa sürede ortak siyasal düşünceler ve örgüt birlikteliğine dönüşür. Mezopotamya ve Anadolu çocuklarının şahsında halkların devrimci birlikteliğinin temelleri atılır.

1973 Yılında Ankara Çubuk Barajında bir ağacın altında Kürdi bir örgüt kurmak için ilk toplantıyı gerçekleştirir. Ne var ki bu grup kurma denemesi fazla başarılı olmaz. Toplantıya katılanlardan Ali Haydar Kaytan dışında kalan üyeler daha yolun başında safları terk ederler.

Önderlik, 1974’te bir grup öğrenciyle “Ankara Demokratik Yüksek Öğrenim Öğrenci Derneği (ADYÖD) kurar. Bir dönem başkanlığını yapar. ancak yapılan yoğun tartışmalar sonucunda farklı eğilimler ortaya çıkar ve bütün sol gençliğin çatı örgüttü olan dernek parçalanır.

Bu dönem yoğun bir ideolojik araştırma inceleme sürecidir. Önderlik; “ilk sömürge kavramını tespit ettiğimde baygınlık geçirdim,” der. Devlet onu izlemektedir ancak ne yapacağını yeterince kestirememektedir. Onun için istihbaratçı Pilot Necati’yi grup içine sızdırır. 1976’da yeni grupla Ankara Dikmen toplantısını gerçekleştirir. Hayri Durmuşa dikte ettirdiği ilk siyasal program ortaya çıkar. Grupta Haki KARER, Kemal PİR, Cuma BAYIK, Mehmet Hayri DURMUŞ, Mazlum DOĞAN, Duran KALKAN Ali Haydar KAYTAN gibi yol arkadaşları vardır.

Yapılan tartışmaların ardında “Ülkeye Dönüş” kararı alınır. Bu o dönemin koşullarında çok büyük ve tarihi bir karardır. Ankara’da örgütlenen grup üyeleri böylece okulları bırakarak , “Kürdistan Devrimcileri” adıyla “Kürdistan Devrimi” için faaliyetlere başlarlar. Grup; ortaya çıkan sol grupların yaptığı gibi bir dergi ve dernekle ortaya çıkmaz. İllegal bir gruptur ancak, silahla da işe başlamaz. Ülke genelinde gençlik kesimi arasında örgütlenirler. Birçok ilde çekirdek gençlik yapılanmaları oluştururlar

Önderlik, 1977 Nisan’ında, “Kürdistan seferi” olarak değerlendirdiği bir toplantılar serisini başlatır. Toplantılar Serhat Doğubayazıt’a başlayıp 12 Mayıs 1977’ded Antep’te sona erer. Antep toplantısı çok yoğun katılımlı ve kapsamlı geçer. Haki KARER orada çalışma yürütmektedir. Önderlik “Kürdistan seferini” tamamladıktan sonra tekrar Ankara’ya döner.

Devlet devreye girer. “Sterka Sor” adlı ajan provokatör örgüttü devreye sokar. Sol örgütlerin içine sızan, Adana emniyet müdürü ve mit elemanı Alaattin KAPAN, tartışma bahanesiyle Hâkî’yi bir kıraathanede tartışmaya çeker ve orada komplo ile katleder.

Önderlik “Ben Ankara’daydım. Bana Haki’nin şahadet haberi verildiğinde çay içiyordum. Ellerim titredi ve çayı üzerime döktüm.” diyor. Kan dökülmüş ve grubun en önemli lideri katledilmişti. Önderlik; “Haki benim gizli ruhumdur, vurulduğunda yarımı kaybettim” diyor.

Apar topar Ankara’dan Antep’e geçer. Haki’nin cenazesi, Antep devlet hastanesinde beklemektedir. Cenaze verilmediği için başta Kemal PİR olmak üzere birçok grup üyesi toplanmış, cenazeyi kaçırmak için hazırlık yapmaktadırlar. Önderlik buna müdahale eder. Haki’nin kardeşini çağırır, cenazeyi hastanede aldırır. Ordu Ulubey’de on bin kişilik görkemli bir törenle Haki’yi toprağa verirler. Önderlik; “cenaze kaçırılsaydı, grup imha edilecekti ben buna müdahale ettim,” diyor.

Önce Haki’yi vuran Alaattin Kapan cezalandırılır. Ardında Haki’nin anısına parti kurma kararı alınır ve böylece Haki’nin bıraktığı yerde mücadele daha da büyütülerek devam ettirilir.

18 Mayıs 1978’de Haki’nin ölüm yıl dönümünde tüm ülke genelinde anmalar ve afişlemeler yapılır. Kürdistan’ın en yoksul kasabası olan Hilvan’da yirmi civarında genç, Halil Çavğun’un önderliğinde Haki Karer’in afişlemesini yaptıktan sonra kasabanın dışında bulunan Mustafa Kemal İlkokulunda toplanıp değerlendirme yaparlar. Gece saat 24.00 sıralarında Polis ile işbirlikçi Süleymanlar çetesi toplantıya baskın düzenlerler. Yaşanan çatışmada Halil ÇAVĞUN, “Kahrolsun sömürgecilik yaşasın bağımsız Kürdistan,” sloganıyla son nefesini verir. Bunun üzerine grup Kürdistan’daki işbirlikçi feodal çetelere karşı silahlı mücadele kararı alır. Hilvan’da Süleymanlar, Siverek’te Bucaklar, Batman’da Ramanlar, Viranşehir’de Öztoplar gibi işbirlikçi feodal çetelere ağır darbeler indirilir.

27 Kasım 1978’de Diyarbakır-Lice’nin Fis Köyünde Alaattin Zogurlu’nun evinde yoğun tartışmaların ardında PKK(Partiya Karkeren Kürdistan) kurulur.

Ülkede CHP iktidardadır. Sivas, Çorum olayları ve ardında 24 Aralık 1978’de Maraş katliamı gelişir. CHP bunu gerekçe yaparak birçok yerde sıkıyönetim ilan eder.

1979 Mayıs’ında PKK-MYK üyesi Şahin Dönmez yakalanır ve polis sorgusunda çözülerek itiraf eder. Önderliğin yerini verir. Önderlik polisin yaptığı operasyonda kurtulur, tedbir olarak, 2 Temmuz 1979’da Urfa Suruç hattında kaçakçılar vasıtasıyla Ethem AKÇAM rehberliğinde gizlice Suriye Kobane topraklarına göç eder. Orada Filistin hareketiyle ilişkiye geçer, hazırlıklar yapar diplomatik ilişkiler geliştirir ve çalışmalar için yeni bir saha açar.

İşbirlikçi feodal çetelere karşı mücadele yaygınlaşarak devam eder. Parti kuruluşunu ilan etmek ve dünyaya duyurmak için 30 Temmuz 1979’da, Mehmet Karasungur’un sorumluluğunda, TC parlamenter üyesi, Bucak aşiret reisi Mehmet Celal Bucak’a karşı Hilvan’ın Kırbaşı köyünde başarısızlıkla sonuçlanan bir baskın eylemi düzenlenir. Bu eylemde yiğit devrimci Salih KANDAL şahadette ulaşır.

Sıkıyönetimle birlikte, 1979’da PKK’de yoğun kayıp ve tutuklamalar yaşanır. Devlet “bitirdim,” propagandasını geliştirirken, PKK “Kızıl Nisan Haftası” adıyla her tarafta işkenceci polislere karşı eylemler başlatır. Bir hafta içinde onlarca işkenceci polis cezalandırılır. PKK 1979’da bu yoğun kayıplar nedeniyle taktiksel olarak güçlerini geri çekme kararı alır. Önderlik, karoları ideolojik, politik ve askeri eğitimde geçirmek için Kemal PİR’in öncülüğünde ilk grubu Filistin sahasın çeker, eğitip ülkeye geri gönderir.

Devlet yoğun baskısı ve operasyonları sonucunda, başta Mazlum DOĞAN, Kemal Pir, Mehmet Hayri DURMUŞ, Ferhat KURTAY gibi öncü kadrolar olmak üzere binlerce PKK kadro, taraftar ve sempatizanı yakalanıp tutuklanır.

Ardında 12 Eylül 1980’de Kenan Evren denetiminde faşist generaller cuntası darbe yapar. Önderlik 12 Eylül faşist darbesiyle tüm parti kadrolarını Filistin sahasına çeker…

Gerisi günümüze kadar sürüp gelen kesintisiz bir hakikat ve özgürlük savaşıdır…