Eğitim Üzerine Bazı Görüşler

Komîteya Perwerdê ya KCK'ê

Sosyal ve kültürel bir varlık olarak insanın ait olduğu toplumsal değerlerin bir öğesi, taşıyıcısı ve aktarıcısı, yani özne veya nesnesi haline gelmesinde eğitim temel bir işlev gördüğü gibi, süre zarfında bakış açısı oluşturma, yetkinlik kazanma anlamında da en temel rolü oynar. İlk insandan bu yana bir bütün olarak yaşanan devasa gelişmeler ve farklılıklar hep sonraki nesillere aktarım ve var olanın üzerine yeniyi ekleme temelinde mümkün hale gelmiştir.

Kuşkusuz toplumun bir öğesi olarak var oluşundan itibaren belli bir yaş aralığına kadar insanın doğal bir eğitim süreci bulunur. Sürekliliği olan bu dönem, temellerin, ilklerin ya da kişiliğin inşa edildiği süreç anlamına da gelir. Sonraki süreçler ise daha çok ekleme, dönüştürme biçiminde vuku bulur. Bu nedenle sistematik olarak ifade edilen eğitim konusu üzerinde önemle durmakta fayda bulunmaktadır. Özellikle içinde bulunduğumuz çağ, yine günümüzde bilim ve tekniğin ulaştığı düzey bu alanı ve insan şekillenmesini pozitif veya negatif yönde direkt etkilemektedir.

Liberal ideolojinin temelini oluşturduğu Kapitalist modernist dünyada eğitim sistemi insanları, anlayışı olan pozitivist zihniyetle şekillendiriyor. Çünkü hakim ideoloji o ve çarkını çevirecek insanlar yaratmak istiyor. Bunun için de bilim ve tekniği denetimine alarak muazzam bir biçimde insanları biçimlendirmede kullanıyor. O halde bu sistem nasıl işliyor, nasıl insanlar yaratıyor konuları üzerinde durmakta fayda bulunmaktadır. Sadece eğitim görülüyor, o zaman iyidir, sonuç alıcıdır, insan gelişiminde önemli bir rol oynar demek yeterli olmaz. Nasıl bir eğitim, kimin için eğitim, kime göre eğitim sorularına da cevaplar aramak gerekmektedir. 

Günümüz dünyasında eğitim kurumları genel olarak pozitivist zihniyetle şekillenmiş durumda. Peki, bu doğru bir anlayış mıdır? Belki kimileri bu kadar gelişme(!) yaratılıyorsa, tabii ki iyidir diyebilir, ama insanın insana, insanın doğaya ve tüm canlılara verdiği tahribatlara bakıldığında acaba öyle midir dememek mümkün değildir. Herhalde yaşadığımız dünyaya karşı bu kadar acımasız kişiliklerin yaratılması, sadece tüketen sürülerin ortaya çıkması, bilimsellik ve bilimsel yöntemler adı altında duygudan ve hissiyattan kopuk şekillendirilen mekanik kafalar ve onların altındaki zihniyetle izah edilebilir. Yanlış bir düşünce, o düşüncede yürüme, o düşüncenin eğitimi ve tarzı sonucu ortaya çıkar. Doğru yaşam yanlış yaşanamayacağı gibi, yanlış yaşam da doğru yaşanmaz! Demek ki, eğitim konusu üzerinde dururken, hangi sonucun ortaya çıkacağını anlamak açısından ilkin zihniyete bakmak önemli görülmesi gereken bir konu olmaktadır. Çünkü zihniyet de oluşturduğu kurumlar üzerinden, ya da kurumlar mevcut zihniyeti sürdürme üzerinden şekilleniyor. Bu nedenle pozitivist zihniyetle gerçekleşen eğitimlerin ne gibi olumsuzlukları bulunabilir gibi konular üzerinde daha fazla durulmalıdır.

Bir kere bu zihniyetin en temel yanılgısı, bilim, felsefe ve yaşamı birbirinden koparan anlayışla insanları eğitmesidir. Dikkat edilirse günümüzde eğitimin gelişim seyri genelde dal veya alanlar üzerinde uzmanlık temelinde gelişiyor. Felsefe ve yaşamdan kopuk değerlendirilir ve sonuç itibariyle gelişme sağlanıyor denirse, o zaman zaten aynı kafanın sözcülüğü yapılır ve bu sözler sarf edilmiş olur. Peki, bilim ilerlemesin mi, gelişmesin mi, eskiyi mi sürdürelim, yerimizde mi sayalım gibi gerekçeler de ileri sürülebilir. Bu, çok boyutlu devam ettirilecek ve herhangi bir sonuç alınmayacak tartışma olur. Bu nedenle faydaları var mı, yok mu çıkmazına girmeye gerek yoktur. Ancak hakikati ifade etme sorumluluğumuzu yerine getirerek.

Bu eğitimin şöyle bir yan etkisinin olduğu inkar edilemez: İnsanlar sadece bir konu hakkında bilgi sahibi oluyor ve yaşamın diğer tüm alanlarından koparılıyor. Deyim yerindeyse Marks’ın emeğe ve değere yabancılaşma teorisinde ifade ettiği gibi, insanlar sadece bir düğmeye dönüşüyor. Parçalama, parçalama temelinde uzmanlaşma insanı düşünsel olarak bütünlükten koparıyor. Bütünden koparılmış bir düşünce de parçaya, alana ya da dala odaklanma nedeniyle ortaya çıkardıkları zayiatın farkında olmaz, onu hissetmezler. Bu da kendisiyle birlikte tehlikeli durumların açığa çıkmasına neden oluyor. Sadece bu konu bile toplumsal bir varlık olan insan için başlı başına büyük bir tahribat değil mi? Bir yönüyle aslında makinenin tek işlev gören bir dişlisi gibi olmak. Oysa insan yaşam ve yaşamı ilgilendiren tüm dallarla bir bütünlük içinde olursa kendi doğasına uygun hareket etmiş olur. Yaşamdan ve hissiyattan koparılan bir zihniyetle şekillendirilen insanlar ancak üst veya egemen bir aklın mühendislik yaparak toplumu şekillendirmesine neden olur ki, o da her şeyle aramızdaki organik bağın çözülmesine neden olur. Doğayla, toplumla, insanla, yediğimiz, içtiğimiz, beğendiğimiz şeylerle aramızda giderek inorganik bir ilişki gelişiyor. Yaşamın tadı, anlamı giderek azalıyor. Robotsu, simülark bir yaşama koşar adımlarla gidiliyor.

Toplumsal bağları zayıflatan, insanı kültürel ve sosyolojik bir varlık olarak şekillendirmeyen eğitim sistemi, kökünden koparılmış, daha çok tüketen, daha çok güdüleri doğrultusunda hareket eden, daha çok tek özne ve gözde olmak isteyen karakterler ortaya çıkarır. Ya da pırlanta gibi zihinleri öldüren, yaşamın tüm alanlarında sürekli yarış halinde olan, önde olmak için ne gerekiyorsa yapan ve tüm yoğunlaşmasını buna odaklayan binlerce, milyonlarca insan yığını ortaya çıkarır. Bu durum Ortadoğu ülkeleri ve eğitim sistemleri için daha çok geçerlidir. Ortadoğu insanının tarih boyu maneviyatı ve manevi değerleri önde olmuştur. Ancak bugün bu durum giderek zayıflıyor. Elbette ki, bunda kapitalizmin ve liberal anlayışının etkisi bulunmaktadır, ama esas etken, batının pozitivist zihniyetiyle oluşmuş eğitim sistemi, kurumları ve yöntemleri olmaktadır. Çocuk 7, hatta 5 yaşından itibaren kültürel değerlerinden uzaklaştırılmak ve fabrikanın dişlisi yapılmak için bir cenderenin içine konuluyor, orada debelenip duruyor.

Ortadoğu ülkelerinde yetişen gençlerin durumuna bakılırsa durumun vahameti daha iyi anlaşılır. Türkiye, İran, Irak ve Suriye başta olmak üzere Ortadoğu ülkelerindeki eğitim sistemi deyim yerindeyse insanları sürekli bir yarış halinde puanların peşinde koşturmaya odaklamış durumda. Kişinin bireysel yetenekleri ya da zeka ve meyli çok fazla önemsenmiyor. Varsa yoksa sınava hazırlanma, sınavı geçme ya da görece kolay görünecek biçimde geçimini sağlayacağı bir yerlerde iş bulmak için bir şeylerin diplomasını alma peşinde koşturuluyor. Dahiyane bir resim kabiliyetiniz olabilir, ama milliyetçiliği, dinciliği, bilimciliği geliştirme temelinde oraya konmuş ve ressamlıkla alakası olmayan dersleri geçemediğiniz için yerinizde çakılıp kalırsınız. Belki de iyi bir matematik kafanız bulunmaktadır, ama bilmediğiniz bir dille, anlamadığınız kavramlarla kafanız allak bullak edilir ve başarısız olacağınız, kendinize güveninizin zayıflayacağı bir gerçeklik ortaya çıkarılır.

Bununla birlikte herkesin en temel hakkı olan eğitimi özel sektöre ya da bir şekilde ücretli hale getiren uygulamalar yürürlüğe konursa o zaman ortaya daha vahim bir tablo çıkar ki, nitekim zaten günümüzde böyle bir nesil yetişiyor. Paran varsa okuyabilirsin, ama paran yoksa Einstein de olsan bir önemi yoktur. Paran varsa bile okusan, bir yerlere ulaşman için ille sadece sana verilenleri alıp verebilirsin. Böyle bir cendereden, çıkmazsan nasıl yaratıcı düşünceler çıkacak ki! Özellikle bu ülkelerde yaşanan bir sorun da eğitim alanına sadece yaşamını kolay yollardan idame ettirmenin bir aracı olarak bakılması gerektiğidir. Gerçi, yanlış politikalar nedeniyle bugün bu da tek başına bir çözüm değildir. Gençler iki üniversiteyi bitirmesine rağmen konumlandırılamadığı için ortada kalıyor. O zaman niye okuyayım, niye yıllarımı vereyim ki, nasıl olsa ekonomik sorunlar yaşayacağım, bir yerde konumlandırılmayacağım, o nedenle başka bir iş yaparak da geçimimi sağlarım diyerek eğitime karşı soğuyor. Eğitim; ücretsiz, herkesi kapsayıcı, bağımsız ve doğru konumlandırmayı esas almalıdır. Tabii ki bunu yaparken evrenselin içinde yok olmayı dayatmayı ya da yereli yok sayan tarzdan kendini kurtarmalıdır. 

Yanlış eğitim anlayışının insanı mekanik, duygusuz bir araca dönüştürdüğü diğer önemli bir konu ise bu kadar çok fazla tekniğin eğitim dışında kullanılmasıdır. Enformasyon, dezenformasyon, manipülasyon vs… Çocukların kafası, beyni iğfal ediliyor.  Kuşkusuz bunun sorumlusu ailelerdir. Düşününki bir çocuk daha anne ve baba demesini öğrenmeden, akıllı telefon, tablet ya da bilgisayarla yatıyor, onlarla kalkıyor. Uyku dışındaki zamanının neredeyse yüzde 80’ini bu araçların üzerinde geçirebiliyor. Artık sokakta top koşturmuyor ya da akranlarıyla birlikte kültürüne göre oyun oynamıyor. Bu araçlarla sanal alemde esir alınıyor, bir yerden bir yere sürükleniyor, arkasından durmadan koşturuluyor. Bu durum tekrar tekrar tekrar ediyor. Böyle bir çocuğun ufku, yaşama bakışı, insan ve toplum ilişkisi nasıl şekillenir? Duygusuz, hissiz, mekanik…

Herhalde önümüzdeki birkaç on yıl içinde artık kimse kitap yazmayacak, gazeteler basılmayacak çünkü zaten kimse okumuyor. Böyle bir nesil yaratılıyor. İnsanlar işi dışında ya da zorunlu ihtiyaçlarını karşılayacak kavramlar dışında birbiriyle çok fazla konuşmayacak. Suni insanlar, suni yaşamlar yaratılıyor. Herhalde bu olumsuzluklar eğitimi felsefeden ve bir bütün olarak yaşamdan, yine teknik araçların kullanılmasında doğru ölçüyü kazandırmamadan kaynaklanıyor. O zaman bu alanda köklü bir değişim yaratmak hayati önemdedir. Çünkü her şey eğitimle oluyor ve şekilleniyor.

Demek ki, aslında doğru bir zihniyetle eğitim ve kurumları oluşturulmamış. Demek ki, ortaya çıkan kötülüklerin temelinde bu yanlış sistem kurumları ve şekillendirdiği düşünce biçimleri bulunmaktadır. O halde toplumcu değerleri, çevreyi ve doğayı koruyan, sadece bilgiyi değil de demokratik yaşamı ve yaşatmayı ifade eden bilinç halini oluşturacak bir eğitim biçimi oluşturmak önemlidir. Bunun için de en doğru yol, devletin temel ayaklarından olan eğitim kurumlarından sıyrılıp özgürlükçü akademilerde eğitim faaliyetini yürütmek olmaktadır.

İnsan ilişkilerinden tutalım, sağlığa, üretime, teknik gelişmelere kadar tüm toplumsal ihtiyaçları karşılayacak biçimde göbekten kimseye bağımlı olmayacak biçimde ekolojik, demokratik, özgürlükçü Akademileri örgütlemek sağlıklı insanların ve toplumun geliştirilmesini sağlar.

 

Hekim Şilan