Suriye Devleti Eğitim Sistemine Yakından Bir Bakış – 3

1

Teli’i dersleri düzenli bir şekilde ilkokul birinci sınıftan altıncı sınıfa kadar sistematik bir şekilde devam etmektedir. Bu derslerin amacı; Baas düşünce zincirinin çocukların beyinlerinde kalıcılaşması ve kopmaması, diğer yandan ise ilkokuldaki çocukların ortaokula hazırlanmasıdır.

Çocuklar ortaokula geçtiklerinde, müfredatların zorluk düzeyi de yükselir ve kısacası iki önemli hususa dikkat çekmektedirler. Bunlardan biri Önder Esed’in kutsallaştırılması, diğer bir husus ise diğer ulusların Arap ulusu içinde erimesi ve çocuklarda Arap Milliyetçiliğin güçlendirilmesidir. Her bir eğitim günü Baas sloganlarıyla başlar, bu sloganlar öğrencilerin kafasında ve beyninde tekrarlama ve kendiliğinden bir durum haline gelir. Her sabah sözcü tüm öğrencilerin önünde yüksek bir sesle haykırır ve öğrenciler ise yine yüksek bir sesle ona cevap verir:

Sözcü:      “Arap ulusu birdir(Ümmetün Erebiyetün vahide),

Öğrenci: “Ölümsüz bir mesajı var(Zatü risaletin halide),

Sözcü:      “Hedeflerimiz? (Ehdafüna?)

Öğrenci: “Birlik, özgürlük ve sosyalizmdir(Vahdet, hürriyet, iştirakiyet).”

Asimilasyonun devam etmesi için, müfredata yeni bir ders kitabı eklenir. Bu dersin adı da ulusal eğitim “El-terbiyet El-wetaniyet” dir. Ama gerçekte ise kitabın tamamı “Baas eğitimi” dir. Çünkü Baas Partisi toplum ve devleti yönettiği için, toplumu örgütlemekle ilgili tüm düşünceler de bu partiye bağlıdır. Bu kitapta Suriye’deki gelişmelerle ilgili düşüncelerden ve ekonomik kalkınmadan bahsedildiğinde, aktarılmak istenilen gerçek düşünce; Baas Partisi’nin ve Önderinin kabiliyet ve yetenekleridir. Baas Partisi ve Önderinin Suriye’nin kuruluşundaki ve halkın üzerindeki rol ve önemlerine dikkat çekmek istenmektedir. Örneğin; yol ve okulların yapımı, ekmek, elektrik, su, kanalizasyon ve bunun gibi bir çok hizmeti Baas Partisinin ve Esed’in ürünü gibi gösterilmekte, halktan daima önderlerine teşekkür etmeleri istenmektedir. Çağdaş Suriye tarihinden bahsedildiğinde de sadece Baas Partisinin egemenlik ve iktidar tarihinden bashsedilmektedir. Örneğin Çağdaş Suriye tarihinde 'Sekiz Mart Devrimi' (Baas Partisi’nin yönetimi ele geçirme tarihi - 1964) ve  Baas Partisi başkanı 'Baba Esed'in darbeyle Suriye yönetimini ele geçirmesi olarak da bilinen 'Düzeltme Harekatı'ndan bahsedilmektedir.

Ulusal eğitim dersleri sıkıcı ve öğrencilere çok ağır gelmekteydi. Ama yine de okulun en ağır dersleri bunlar değildi, yani bunlardan daha ağır dersler de vardı. Baas Partisi 'Askeri Eğitim' adı altında öğrencilerin kabusu olabilecek en kötü iki dersi eğitim programına eklemişti. Bu dersler için özel bir kitap hazırlanmış ve ders öğretmeni de diğer derslerin öğretmenlerinden farklı olarak askeri üniformayla sınıfa girmekte ve ona 'askeri eğitmen' olarak hitap edilmekteydi. Doğruyu söylemek gerekirse sözkonusu kişi öğretmenden ziyade bir asker veya subay gibiydi. Öğrencilere öğrenci gibi değil onun emir-komuta zincirinde yer alan alt rütbeli erler ve askerler gibi yaklaşmaktaydı. Okulda sadece askeri üniforma iler dolaşırdı. Pratikte görülen derslerin tümü askeri hareketler ve silahların tanıtımayla ilgiliydi. Ama öğrencilerin bu dersten korkmasına neden olan asıl konu bu değildi, eğitmenin öğrencilere yaklaşımı öğrencileri çok korkutuyordu. Askeri eğitmenin yanında veya menzilinde yapılan en ufak bir hata dahi hemen cezalandırılırdı. Okul müdürü, rehber ve diğer tüm öğretmenlerin öğrencileri eğitmedeki temel yöntemi dayaktı. Her birinin fiziki cezalandırma için kullandığı bir araç vardı. Ama askeri eğitmenin korkusu diğer tüm öğretmenlerden duyulan korkunun toplamından daha fazlaydı. Askeri eğitmenin bir başka görevi de ulusal etkinliklerde -ki böylesi günler çok fazlaydı- yürüyüşleri tertip ve örgütlemekti. Öğrencileri gruplara ayırır, ellerine Esed posterleri ve Baas bayrakları verirlerdi. Olur da bir öğrencinin elinden bir poster veya bir bayrak düşer yada bir bayrak yükseğe kaldırılmazsa, Allah o öğrenciye yardım etsindi; çünkü her an ağır bir şekilde cezalandırılabilirdi. Yürüyüşler şehir sokaklarında düzenlenir, eğitmen de öğrencilerin arasında dolaşır ve seslerini yüseltip yükseltmediklerini kontrol ederdi. Çok iyi hatırlıyorum; sloganlar atılır ve marşlar okunurken sesimi yükseltmediğim için bir çok yürüyüşte ansızın farkında olmaksızın ensemde bir tokat patlardı.

Burada Devrim Gençliği Birliği’nden (İttihad Şebibet El-Sewret) bahsetmemiz gerekiyor. Bu kuruluş “Telai” görevini tamamlayanlar için kurulmuştur. Bu örgütün kim olduğunu eğer yakından tanımaya çalışırsak;

1970 yılında Devrim Gençliği Birliği adlı örgüt bir eğitim örgütü olarak kurulmuştu. Örgütün görevi 12-18 -orta ve lise çağındaki öğrenciler- yaş arası çocuk-gençleri eğitmek ve öğrencileri bu örgütün amaç ve hedefleri doğrultusunda görevlendirmekti. Orta ve lise çağındaki tüm öğrenciler doğal olarak bu örgütün üyesiydiler ve yerine getirmeleri gereken koşullar vardı. Örgüte katılan veya üye olan kişi veya kişilerin her hangi bir siyasi partiye bağlı olmaları ve sadece örgüt hedeflerini yerine getirmek için çalışmaları gerekirdi.

Etnik ve sosyal olarak genç kuşağın eğitimi Arap, birleşik ve sosyalist bir devlet kurma mücadelesinde önemli bir araçtı.

Devrim kazanımlarını korumaya yardımcı olacak şekilde gençlerin askeri bakımdan eğitilmesi gerektiği savunulurdu.

Tanım ve hedeflerinden de anlaşılacağı üzere, bu örgüt gençleri diğer tüm parti ve örgütlerden uzaklaştırmayı amaçlamaktaydı. Diğer tüm uluslardan gençlerin Arap ulusu içinde asimile edilmesi ve her bir gencin Baas hizmetindeki askerlere dönüştürülmesi istenmekteydi. Bu sebeple Baas Partisi dışındaki tüm partilerin okullardaki faaliyetleri yasaklanmıştı. Gençler tekçi ve toplumun geleceğini yutan bu partinin elinde işlenmemiş birer ham madde gibiydiler.

Örgüt öncelikli olarak gençlerin resmi düzeyde Baas Partisine katılımlarını sağlamaktaydı. Bu da daha önce hazırlanmış bir başvuru belgesi yoluyla gerçekleştirilirdi. Öğrenci kendi kişisel bilgilerini belgeye yazmalı ve okul müdürlüğüne teslim etmeliydi. Baas Partisine katılım öğrenciler için geçilmesi zorunlu karanlık, zor ve sancılı bir koridor haline gelmişti. Öğrenciler üzerinde her gün baskı ve zor uygulanmaktaydı. Arap ulusunu yüceltmek için diğer ulusları bir hiçmiş gibi gösterirlerdi. Bu durum bazen öğrenciler içinde alay konusu yapılırdı. Bir gün rehber sınıfımıza girdikten sonra konuşmasına başladı. Arapça dışında her hangi bir dilde konuşmanın yasak olduğu ikazını tekrarladı. Bu esnada bir öğrenci gülümsedi. Hemen yanımdaki Êzidi bir arkadaşım göz ucuyla ona baktı ve "Kürtçe gülme" dedi. Bu cümle artık aramızda alay konusu olmuştu. Teneffüslerde her daim konuşup gülerdik. Diğer yandan da Baas Partisi kendine sadık üyelerini mükafatlandırırdı, bu ödüllendirme de lise son sınıfta olurdu. Ödüle layık görülenlere üniversite sınavında 25 puan verilirdi. Aslında istedikleri fakültelere gidebilmeleri için bir yardımdı bu. Bir keresinde Arap bir arkadaşım bana; “Ben sadece 25 puan için Baas partisine katıldım. Bu yolla üniversitede istediğim bölümü seçebileceğim.” demişti. Gençlik örgütü öğrencilere ders saatleri dışında aylık toplantı düzenlerdi. Bu tür toplantıları askeri eğitmenler örgütler, takip eder ve öğrencilerin katılımını not ederlerdi. Toplantıya katılmayan öğrenciler ise cezalandırılırdı.

Lisede şovenist eğitim dili daha da artıyordu. Ulusal eğitim kitabının adı 'ırk eğitimi' adına dönüştürülürdü. Bu şekilde şovenist gerçekliklerini dışa vurmaktaydılar. Ortaokuldan daha da zor bir kapsama kavuşan askeri eğitimlerin yerine, yaz kampı denen bir etkinlik ekleniyordu. Lise birinci sınıf öğrenim yılının tamamlanmasından sonra öğrencilerin bu yaz kamplarına katılmaları gerekiyordu. Kamptaki eğitim süresi bir aydı. Burada eğitimini tamamlamayanlar lise ikinci sınıfa geçemlezlerdi. Yaz kampları askeri eğitimlerin devamı niteliğindeydi, ama tek farkı öğrencileri zor işlerde çalıştırılmasıydı. Öğrenciler fabrika ve tezgahlarda çalıştırılırlardı. Bu çalışmalardan kazanılan paranın nereye gittiği de kimse tarafından bilinmezdi. Bu ayda öğrenciler üzerinde hem fiziksel hem de psikojik baskı kurulurdu. Bizler henüz 16 yaşındaydık ama adı geçen kamplarda ön cephedeki askerler gibi eğitilip, çalıştırılırdık. Daha dün gibi hatırlıyorum askeri eğitmenlerimiz bizi zorla askeri araçlara bindirip çalışacağımız yada askeri eğitim göreceğimiz yere götürür, sabahtan ikindiye kadar ağır koşullarda çalıştırırlardı.

Baas Partisi böylece gençleri kendi değirmeninde öğütüyordu. Bilinçsiz, kültürsüz ve sadece Baas Partisi’ni tanıyıp biat eden itaatkar bir kuşak yaratmak için çalışıyorlardı. İradesiz ve kolayca yönetilecek bir kuşak istiyorlardı. Özgürlük, demokrasi ve yaratıcı özellikleri köreltilmiş veya içi boşaltılmış bir neslin oluşturulması için her şeyi yapıyorlardı. Anlayıştan yoksun, Baas Partisine ve önderine köleliği doğru yolmuş gibi gören bir toplum onların yegane ve en önemli amacıydı.

 

Rûbar Mihemed