Demokratik Siyaset ve Eğitim

Andok

Demokratik siyaset, toplumun karşılaştığı sorunlara çözümler bulması ve bulduğunu uygulamasıdır. Devletçi mantıkta çarpıtılmış tanımından ziyade siyasetin manası zaten sorunlara çözüm bulmadır. Hiyerarşik devletçi sistem koşullarında demokratik siyaset ise, bu sorunlara çözüm bulma eyleminin bazı seçkinlerin ya da egemenlerin kontrolünden kurtarılıp, tüm toplumun eylemi haline getirilmesidir. Bu temelde bakıldığında demokratik siyasetin çok boyutlu bir anlam dünyasına işaret ettiği görülür. Çünkü toplumun sorunlarının kaynağı da şekilleri de çeşitlilik gösterir. Toplumsal sorunların temel kaynağı ise iktidarcı zihniyet ve devletçi sistemdir. Bu açıdan demokratik siyasetin, devletin toplum üzerindeki tahakkümünü sınırlandırma ve kırma gibi temel bir işlevi vardır. Fakat bununla beraber ve daha da önemlisi demokratik siyaset, siyasetin toplumsallaştırılması demektir.

Önderliğimiz, toplumsal olan tüm kavramları ‘demokratik uygarlık’ ve ‘hiyerarşik-devletçi uygarlık’ diyalektiği kapsamında ele almanın gerekli olduğunu söyler. Bu durum, demokratik siyaset için çok daha fazla geçerlidir. “Siyaset”, iktidar tekelini ele geçirip topluma hükmetme aracı olan devletin faaliyetleri olarak sunulur ve tarih boyunca farklı kılıflar alır.

Günümüzde bu kılıf devletçi sistemde halk adına, toplum adına siyasetçilerin yer alması ve toplumun sorunlarıyla onların ilgilenmesi ve sorunların sözde bu şekilde çözülmesi haline gelmiştir. Siyaset devlet fiillerine ve bazı insanların tüm toplumu temsilen bu faaliyetleri yürütmesine indirgenir. Bu en temel toplumsal eylemin çok açık biçimde çarpıtılmasının yanında, tekelci güçlerin egemenliğini meşrulaştırmasının en bilinen yoludur. Nasıl demokrasi yani halkın kendini yönetmesi devlet görevlilerini seçme prosedürü ile sınırlandırılmışsa, siyaset de devlet işi olarak hem bağlamından koparılmış hem de topluma yabancılaştırılmıştır. Günümüzde toplumlarda yaygın olan siyaseti kötü bir eylem olarak görme ve olumsuz ele alma anlayışı aslında bu yabancılaştırmanın sonucudur. Hatta halk içinde siyaset yapmak ‘yalan söylemek’, ‘kurnazlık yapmak’ anlamı da kazanmıştır.

Oysa toplumu bir arada tutan temel öz, toplumsal yaşamın beraber düzenlenmesi, yaşamın kolektif temelde örgütlenmesi, sorunlara da bu çerçevede çözüm aranması ve bulunmasıdır. İnsanların maddi ve manevi yaşamı tek başına değildir, var oluşsal olarak toplumsaldır. Yaşamın maddi ve manevi üretimi komünal bir biçimde yapılırken, topluma dair her şeyin beraber tartışılıp karara bağlanması doğaldır. İşte bu durum, toplumun politik özü olmaktadır. Demokratik siyaset de kendini bu politik öz üzerinden inşa eder. Daha açık olarak ifade etmek gerekirse demokratik siyaset, devletin gasp ettiği toplumun kendi kararlarını verme hakkının tekrardan toplumla buluşturulmasıdır. Demokrasinin “temsili demokrasi” yanılsamasından kurtarılması ve halkın doğrudan kendi yaşamını biçimlendirmesi demokratik siyasetin temel görevidir.  Yönetim olgusu da ancak bu şekilde tahakküm ilişkilerinden kurtarılır.  

Demokratik siyaset topluma yeni bir model dayatmak demek değildir, aksine toplumun temel işleyiş tarzının başat hale getirilmesi için mücadele etmek demektir. Demokratik siyasette partiler de toplumu doğrudan siyasetin etkin gücü haline getirmeyi amaçlar. Toplumu temsil etmesi açısından her kararın verildiği bir mekanizma şeklinde devlete benzeyen ya da klasik olarak iktidara gelmek isteyen bir parti, demokratik siyaset yapamaz. Devletçi partilerin aksine demokratik siyaset yapan partiler, diğer tüm toplumsal örgütler gibi halkın irade haline gelmesinin aracısıdırlar. Ayrıca toplum homojen bir yapı değildir. Her bireyin birbirinden farklı olması ne kadar doğalsa, toplumda da farklı farklı kesimlerin olması o denli doğaldır. Toplumu yaşamın gerçek belirleyeni haline getirmek için yapılan örgütlenme de toplumdaki farklılığa, çeşitliliğe ve özgünlüğe uygun olmak durumundadır. Bu farklı örgütlenmelerin tümünün farklılık içinde birlik esprisi altında beraber hareket etmesi, demokratik siyaseti rejim haline getirir.  

Önderliğimizin ‘demokratik konfederalizm’ olarak adlandırdığı da budur.  Toplumun sokak sokak örgütlenmesi, meclis örgütlülüğüne kavuşması kendi kararlarını kendisi vermesi, devlete rağmen kendi sistemini inşa etmesi, siyasetin toplumsallaşması anlamına gelmektedir. Her kesimin, her farklı yapının kendi özgün örgütlenmesi ile konfederal biçimde ortak bir yaşamı örmesi, demokratik siyasetin yaşam bulması anlamına gelmektedir. Toplumun yaratıcılığı, esnekliği, pratikliği ve dönüştürücü gücü örgütlenmesi ile açığa çıkar. Demokratik siyaset, bu gücün açığa çıkarılmasıdır. Toplumu ahlaki ve politik ilkeler temelinde örgütlemek, irade haline getirmek toplumsal eşitliği sağladığı gibi toplumun yaşamını yeniden bu ilkeler çerçevesinde üretmesini de sağlar.

İnsana dair her faaliyet aynı zamanda zihinsel bir süreçten kaynaklanmaktadır. Düşünsel dayanağı olmayan insani bir pratikten bahsetmek mümkün değildir. Her pratik bilinçli ya da bilinçsiz biçimde bir ideolojinin yansımasıdır. Devletçi sistemin bin yıllara varan bir geleneğe dayalı, farklı türevlere sahip fakat temelde birleşen bir ideolojisi vardır. Toplum üzerinde kurduğu baskı sistemini de, ideolojisini topluma empoze ederek sağladığı düşünsel hegemonyasına dayandırarak sürdürür. Tekelci sistem kendini yeniden üretmek için topluma ideolojik aygıtları ile sürekli saldırır. Bu ideolojik aygıtlardan en bilineni eğitim kurumlarıdır. Devletçi tekellerde eğitimin nasıl ve ne şekilde toplumu egemenlik altına almak ve zihinleri işgal etmek için kullanıldığı bilinmektedir. Özellikle kapitalist modernite, toplumu şekillendirmek ve kalıba sokmak için eğitimi kullanmada oldukça mahirdir. 

Bu açıdan demokratik siyaset, her şeyden önce ciddi bir zihinsel yoğunlaşmayı gerektirir. Çünkü zihinsel olarak toplumsal ilkelere göre gerekli dönüşüm sağlanmadan demokratik siyaset yapılamaz. Kapitalist modernite düşüncesi ile demokratik siyaset gelişemez. Demokratik siyaset ilkeler üzerinden yaşam bulur. Bu ilkeler, kişinin anlayışında oturmamışsa yürüteceği çalışma demokratik siyaset olarak adlandırılamaz. Demokratik siyaseti geliştirebilmek için düşünsel olarak da özgürleşme arayışında olmak gerekir. Bu açıdan demokratik siyasetin en önemli boyutlarından biri eğitim olmaktadır.

Eğitim, demokratik siyasetin işlemesinde iki yönden kritik bir öneme sahiptir. İlki örgütlenme boyutudur. Değindiğimiz üzere demokratik siyaset, toplumun siyasetin yapıcısı haline gelmesi, bu çerçevede toplumun örgütlenmesiyle yaşama geçer. Devletçi siyasetin yöntem ve ilkeleri ile demokratik siyaset yapılamaz. Örneğin bireyciliğin etkisinde olan bir kişinin toplumu aktifleştirmesi ya da kolektif aklı harekete geçirmeye çalışması beklenemez. Toplumu ahlaki ve politik öz üzerinden örgütleyebilmek için toplumda demokratik modernite zihniyetini geliştirmek şarttır. Bu çok pratik bir gerekliliktir. Toplumu örgütlemenin en temel yöntemi eğitimdir. İdeolojik donanıma sahip olmadan, farklı nedenlerle bir araya gelinse bile ortaya demokratik siyaseti yürütecek bir örgütlenme çıkmaz. Bu nedenle örgütlenmenin olduğu gibi demokratik siyasetin de ilk adımı eğitimdir.

Demokratik siyaset için eğitimin ikinci önemli yanı ise, toplumsal yaşamın dinamik yapısına ilişkindir. Toplumun kendi sorunlarını çözebilmesi için sürekli bir akış halinde olması gerekir. Özellikle düşünsel anlamda gerekli olan bu esnekliği sağlayacak olan eğitimdir. Kalıplaşmış, donmuş bir zihinsel dünya ile toplumun sorunlarına cevap olabilecek mekanizmalar açığa çıkarılamaz. Bu nedenle demokratik siyasetin açığa çıkardığı her tür kurumda eğitimin sürekli olması gerekir. Eğitimin süreklileşmesi aynı zamanda kapitalist modernitenin toplum üzerinde yürüttüğü zihinsel saldırılara cevap olmak için de önemlidir. 

Demokratik siyaset için eğitimin yol ve yöntemleri de kendine özgüdür. Devletçi mantığın eğitim anlayışı ile benzeştirilmemelidir. Eğitimi sadece bazı dönemlere ya da bazı kurumlara sıkıştırmak demokratik siyaseti geliştirmez. Demokratik siyaset nasıl ki toplumun en küçük birimine kadar örgütlenmeyi esas alıyorsa, toplumun örgütlendiği her yerde eğitim çalışmasının da yürütülmesi esastır. Siyaset Akademileri, Önderliğin Kürdistan’da demokratik siyasetin gelişebilmesi için yıllardır önerdiği kurumsallaşmadır. Bu akademilerin toplumun her yerine kalıplara takılmadan yayılması, toplumun her birimini sürekli tartışan, yoğunlaşan, çözüm arayan bir konuma getirecektir. Bu açıdan merkezi akademiler kadar komün komün, meclis meclis yürütülecek eğitim çalışmaları da önemlidir. Toplumun düşünsel olarak sürekli diri kalması, demokratik siyasetin kurumsallaşması için can alıcı bir öneme sahiptir.

Her toplumsal sistem kadrolar üzerinden yaşam bulur. Yani her sistemi geliştiren, yayan onun ideolojisini benimsemiş, ona göre yaşayan insanlardır. Bu açıdan demokratik siyasetin gelişmesi kendi kadrolarını yetiştirmekle doğrudan bağlantılıdır. Çünkü ortada düşünsel bir çerçeve vardır. Fakat bu düşünsel sistemi ete kemiğe kavuşturacak olan kadrolardır. Demokratik siyaset alanında belli derinliğe sahip, onun ilkelerini özümsemiş bu alanın özgünlüğüne göre şekillenen kadrolar bu çalışmaları yürütecektir. İşte demokratik siyasetin gelişmesini sağlayacak olan da kendi kadrolarıdır. Ve bu kadrolar eğitimlerle şekillenir, bilinç kazanır ve eğitimlerden aldıkları güçle toplumu örgütleyebilir, siyaseti toplumsallaştırabilirler.

Öte yandan demokratik siyaseti besleyecek olan eğitimin hedefi tüm toplumdur. Eğitimi bazı kesimlerle sınırlı görmek, hiyerarşik düşüncenin anlayışıdır. Toplumun tüm kesimleri, kadınlar, gençler, emekçiler demokratik siyaseti kendi kimlikleri ile yürütmeli, bunun içinde sürekli olarak bu düşünsel çerçevede eğitilmelidirler. Toplumun potansiyel gücü de ancak bu şekilde açığa çıkabilir. Sadece sınırlı bir kapsamda yapılacak eğitimler istenen sonucu vermez.  

Bir varlık olarak toplum, kendi doğasına uygun bir zihni yapılanmaya ve bunun bedenleşmesine kavuşmak durumundadır. Çoklu ve potansiyel olarak güçlü olan toplum, bu özüne uygun bir zihni şekillenişi edinmelidir. Bu da eğitimle olacaktır. Eğitimle toplum hem demokratik bir karakter kazanacak hem de kendini güçlü görecektir. Kendisini bu şekilde gören toplumun ve onun her bireyinin toplumun özüne uygun bir şekilde gelişerek var olması için bulması ve bulduğunu uygulaması işi de demokratik siyaset olacaktır. Bu yönüyle eğitimi ve demokratik siyaseti toplumun kendi özüne uygun olarak var olması için birbirinden koparılamayacak olmazsa olmazları olarak ele alınmak durumundadır.

 

Xebat ANDOK